Ana Sayfa Tarih Felsefe 12 Ocak 2020 656 Görüntüleme

ŞAHMARAN EFSANESİ

ŞAHMARAN EFSANESİ

ŞAHMARAN

Camasb, fakir bir ailenin oğludur. Arkadaşlarıyla birlikte dağdan kestiği odunları kentte satarak evinin geçimini sağlamakta-dır. Günün birinde, kentte satmak üzere dağda odun keserlerken arkadaşlarıyla birlikte bir kuyu dolusu bal bulurlar. Balları almak üzere içine indiği kuyudaki balları arkadaşlarına veren Camasb, kuyunun içindeki bal bitince açgözlü arkadaşları tara-fından kuyuda bırakılır.

Kuyuda yalnız başına feryat ederken bir akrebin toprağı delip kendisine doğru yaklaştığını görür. Akrebi öldürür. Akrebin geldiği noktadan iğne gözü kadar gün ışığının geldiğini fark eder.

Sürekli cebinde taşıdığı bıçağıyla ışığın geldiği yeri oyarak büyütmeye çalışır. Bıçağıyla genişlettiği delikten geçen Camasb, çiçeklerle bezeli, ortasında havuzu bulunan genişçe bir bahçeye girer. Havuzun çevresinde bir dizi oturak ve bahçede bir yığın yılan bulunmaktadır. Havuzun baş tarafında bulunan bir taht üzerinde oturmakta olan insan başlı, süt beyaz vücutlu bir yılan, Camasb’a kendi diliyle hitap eder;

– Hoş geldin insanoğlu. Benim misafirimsin, benden ve çevrende bulunan yılanlardan sakın korkma. Benim adım Yemliha’dır. Benim halkım ve insanoğulları beni Şahmeran adıyla bilirler. Bu taht ve bu ülke, Cenabı Hakkın bir ihsanıdır. Burada benim korumam altındasın der ve konuğu Camasb’a türlü türlü yiyecekler ikram eder.

Şahmeran ikramdan sonra:

-Ey insanoğlu, benim ülkeme neden ve hangi amaçla geldin? Bunu bana anlatır mısın? diye sorar.

Camasb, başından geçenleri bir bir anlatır, Şahmeran’a.

Şahmeran, Camasb’ın hikâyesinden sonra başını sallar:

-İnsanoğlu nankördür, hilekârdır. Küçücük menfaatler karşısında başkasının büyük zararlarına göz yumar. Geçmişte insanoğlu bana çok zarar vermek istemiştir, diyerek Camasb ile uzun uzun dertleşirler.

Camasb, mutlu ve memnun bir şekilde yıllar boyunca Şahmeran’ın güvenini kazanır. Birbirlerine uzun uzun hikâyeler anlatırlar. Nihayet günün birinde Camasb, Şahmeran’a;

– Ey muhterem efendim! Ailemi çok özledim. Ne olur beni aileme kavuşturun! Bu lütfu bana bağışlayın, diyerek yalvarır.

Bunun üzerine Şahmeran;
-Camasb, ben sözümü tutup seni yurduna gönderirsem, sen de aynen bana söz verebilir misin ki, bir daha ömrünün sonuna kadar hamama girmeyeceksin? diye sordu. Camasb cevaben;

– Ölünceye kadar hamam yüzü görmeyeceğime ve senin yerini yurdunu kimseye söylemeyeceğime yemin ederim, der.

Şahmeran, bu yemin üzerine, artık inanarak, Camasb’a biraz yolluk ve bir hayli de dünyalık ziynet, cevahir ve hediyeler vererek, orada duran yılanlara hitaben;

-Bunu o bal kuyusundan dışarı çıkarın, emrini verir.

Yılanın önüne katılarak bal kuyusundan çıkan Camasb, artık özgür olmanın mutluluğu ve sevinci içinde evine koşar, ailesine ve sevdiklerine kavuşur. Ailesi büyük bir merakla Camasb’a beş yıldır nerelerde olduğunu sorarlar.

Şahmeran’a verdiği sözü düşünerek hata yapmaktan çekinen Camasb:

Yeminliyim, söylemek istemiyorum. N’olur bunu benden istemeyin der.

Annesi;
-Arkadaşların, senin dişi bir kaplan tarafından parçalandığını söylemişlerdi. O günden bu yana tam beş yıl geçti aradan. Azap ve keder içinde bu günleri nasıl geçirdiğimizi tahmin edersin herhalde. Buna rağmen sen, bize bu ıstıraplı günlerin bir hesabını bile vermekten çekiniyorsun, der.

Camasb:
– Benim o hain ve vicdansız arkadaşlarım şimdi nerededirler, ne yapıyorlar? der.

Annesi:
-Oğlum hepsi yaşıyor. Ticaretle uğraşıyorlar, çok zengin oldular. Kimi zaman bize yiyecek ve para yardımında bulunuyorlar. Hâlimizi, hatırımızı soruyorlar, der.

Camasb dayanamadı:
-Ana var git, bunlardan birini çağırıver, der.

Anası:
-Oğlum, onlar artık varlıklı ve büyük insanlar oldular. Bizim ayağımıza gelirler mi hiç? Yarın sabah kendin gider, onları evlerinde ya da iş yerlerinde ziyaret edersin, der.

Camasb:
-İşin aslı öyle değil ana. Sen var git onlara, “Oğlum geldi, sizi istiyor” de, onlar koşa koşa gelirler, der.
Gerçekten Camsab’ın annesi gidip o eski arkadaşlarından birini bulunca adam telaş ve endişeye kapılır. Diğer arkadaşlarını bulup, onlarla konuşup tartışır, sonuçta adaletten ve hukuktan korkarak, Camasb’tan af dilemeye, merhametini istemeye ve mallarının yarısını ona vermeye karar verirler. Mallarının yarısını yanlarına alarak Camasb’ın evine giderler Camasb’ın elini ayağını öperek:

-Ey kardeşimiz Camasb! Biz o zaman cahildik, işin böyle olacağını hiç düşünememiştik. Kusurumuz büyüktür. Bizim ettiği-mizi sen etme. Bizi affet, malımızın yarısını sana getirdik. Gel barışalım, diye yakarmaya başlarlar. Bunlara acıyan ve suçlarını bağışlayan Camasb, yeniden onlarla dost olur.

Camasb, ailesine döneli yedi yıl olmuştur. Aradan bunca zaman geçmesine rağmen Camasb, Şahmaran’a verdiği söz gereği hiç hamama gitmemiştir.

Camasb’ın yaşadığı ülkenin hükümdarı Keyhüsrev, günün birinde kötü bir hastalığa yakalanır. Bedeninin tamamı kıpkırmızı yaralarla kaplanır. Hekim hekim derman arayıp durdular. Ancak ne hekimler ne de onların verdiği ilaçlar fayda verdi. Hasta-lık gittikçe arttı, ağırlaştı. Hekimler, bütün ümitlerini kestiler. Çaresizliği kabul ettiler.

Keyhüsrev’in, sihir işlerinden anlayan Şahmur adındaki veziri, büyü kitaplarını karıştırırken hükümdarın tek çaresinin Şahmeran’ın etini yemek olduğunu öğrenir.

Durum, hemen hükümdara bildirilir. Keyhüsrev; tellallar bağırtıp, Şahmeran’ın yerini bilene büyük vaatlerde bulunur. Ancak Camasb, verdiği söz üzerine hiç ses çıkarmaz.

Vezir, yeniden bir hüküm çıka-rır.”Şahmeran’ı gören bir kimsenin belden aşağısı balık gibi beyaz pullu olur.” Bunun üzerine bütün hamamcılara, halkın bedava yıkanmaları için emirler verilir ve hamam giderlerinin devlet tarafından karşılanacağını bildirir.

Memurlara talimatlar verilerek, bütün halkın hamamlara gitmesi sağlanır. O sırada zorla da olsa Camasb da hamama götürülür ve sır çözülür. Belinden aşağısı beyaz pullu olmaya başlayan Camasb, hemen derdest edilerek doğru hükümdarın huzuruna çıkarılır.

Keyhüsrev’in tedavisi için tek çarenin Camasb’ın elinde bulunduğu hususu, kendisine anlatılarak Şahmeran’ın yerini göster-mesi istenir.

Camasb kaçamak bir yol arar gibi:
– Babam büyük bir hekim olduğu için belki o bir çare bulur. Ben, her ne kadar mektebe gittiysem de bir şey öğrenemedim. Sanatımda çırak bile olamadım. Ben ne ilaç bilirim ki, der.

Bunun üzerine Vezir:

Biz senden ilaç istemiyoruz. Sen bize Şahmeran’ın yerini söyle yeter. Buna karşılık hükümdar sana büyük ihsanlar verecek, der.

Hiçbir şey anlamamış gibi davranan Camasb:

– Şahmeran nasıl bir şeydir? Ben onu hiç görmedim, der.

Vezir:

– Şahmeran’ı sen görmüş olmalısın. Çünkü belinden aşağısı pullu senin, der.

Camasb:

-Benim vücudum, doğma büyüme böyle pulludur, der ve sırrını vermez. Camasb, kendisine zorla söyletilmek için bir hayli dövüldükten sonra cellada teslim edilir. Camasb, hayatını kurtarabilmek amacıyla son bir çare olarak hiç olmazsa Şahmeran’ın kuyusunu göstermeyi kabul etti.”Nasıl olsa onu oradan çıkaramazlar, ben de ölümden kurtulurum” diye düşünüyordu.

Fakat durum, düşündüğü gibi olmadı. Camasb, kuyuyu gösterince vezir, kuyunun başında sihrini kullandı. Okudu, üfledi ve nihayet Şahmeran, bir yılanın başında tuttuğu altın bir tepsi içinde görüldü. Çevresine bakınırken Camasb’ı gören Şahmeran:

-İşte Camasb, sonunda kanıma girdin. İnsanoğluna güvenilmeyeceğini biliyordum. Fakat ne çare ki yine aldandım, der.

Utancından yerin içine giren Camasb, ağzını açıp yanıt bile veremedi. Kendisinin bu aşağılık durumunu ve ihanetini bir türlü af edemiyordu. Rezil olmuştu.

Vezir Şahmur, Şahmeran’ı tutmak için elini uzatırken, Şahmeran ona:

– Ey melun! Sen bana el sürme, yoksa hançerimle seni delik deşik ederim. Ey Camasb! Sen beni kucağına al götür, der.

Camasb, Şahmeran’ı kucağında götürürken ona:

-Şahım, senden Keyhüsrev’in tedavisi için derman isteyecekler, dedi.

Şahmeran:

– Bu derman, benim elimdir. Allah’ın dediği olur, ne yapalım! Eninde sonunda ölmeyecek miyim? Ey Camasb! Sana bir öğüdüm olsun. Sen, bana belki de istemeyerek kötülük ettin, fakat ben sana etmem. Bu melun, beni sana belki de boğazlatacak. Sakın kabul etme. Sonra katil olursun. Bırak beni Şahmur kessin. Beni toprak çanakta kaynatıp ilk suyumu sana içirmek isteyecekler. Sakın içme. O suyu ona içir. Eğer dediklerimi aynen yaparsan kazanırsın. Ben, nasıl olsa öleceğim. Sen, benim dediklerimi yaparsan, beni hayır dua ile anarsın, der.

Hükümdarın sarayına gelindiği zaman Camasb, ağlamaya başlar. Buna son derece öfkelenen Şahmur:

– Sen deli misin? Bir yılan için ağlayacak ne var, diye bağırır.

Vezir, nihayet Şahmeran’ı tutup keser. Üç parçaya bölerek, bir toprak çömlek içinde kaynatmak üzere ateşin üstüne koyduğu sırada hükümdarın bir yaveri gelerek onun saraya gelmesini ister. Vezir, saraya giderken Camasb’a hitaben:

– Al bu şişeyi, içine Şahmeran’ın ikinci suyunu doldur. Ben içeceğim. Belimin ağrısına iyi gelir. İlk suyunu da sen içeceksin. Her türlü hastalıktan korunur, kurtulursun, der.

Camasb, Şahmeran’ın ilk suyunu şişeye koyar ve ikinci suyunu da kendi içer. Birden çömlekteki parçalar dile geldiler:

– Biz hükümdarın hastalığına dermanız. İlk üç gün başımı yedir. Dördüncü gün hamama götür, şifa bulur, dediler.

Koşarak gelen Vezir Şahmur, telaşla ikinci suyu sordu. Camasb, ikinci suyun yerine şişeye koyduğu ilk suyu, Vezire uzatır. Şahmur’un karnı, aldanarak içtiği suyun tesiriyle davul gibi şişer. Kendisini can havliyle yere atan Şahmur, çırpına çırpına son nefesini verip ölür.

Bu olay, Kehsûrev’e iletilince telaşa düşen hükümdar, hemen huzuruna çağırdığı Camasb’a:

– Şimdi Şahmur öldü. İlacı nasıl kullanacağımızı biliyor musun? Nasıl yapacağız? diye sorar.

Camasb:

– Efendimiz hiç merak buyurmayınız. Ben, ilacın nasıl kullanılacağını biliyorum. Yaralarınızı iyi edeceğim, der ve Şahmeran’ın baş tarafını hükümdara yedirir. O anda Keyhüsrev’in vücudunda bir kaşınma başlar. İkinci ve üçüncü parçalar da tesirini gösterir.

Dördüncü gün hamama götürülen hükümdar, hamam dönüşü Camasb’ı sarayına kadar getirir, kendisine baş vezirlik mührünün yanı sıra birçok ihsanlar verir.

Şahmeran’ın ikinci suyunu içen Camasb, hikmet ve kimya ilminde büyük başarılar elde eder ve eserler verir. Bu su, ona akıl ve feraset, zekâ ve hafıza bahşetmiştir. Camasb, böylece ömrünün geri kalanını ünlü ve mesut bir kişi olarak yaşar.

 

Mehmet KORKMAZ
Emekli Eğitimci, Şair, Yazar

KAYNAK: (“MİTOLOJİK İRAN EFSANELERİ” – Mehmet KORKMAZ)

43