Ana Sayfa Atatürk, Politika Sosyal 25 Ekim 2019 139 Görüntüleme

‘Atatürk,  Haydarpaşa’da ‘geldikleri gibi giderler’ dedi’

‘Atatürk,  Haydarpaşa’da ‘geldikleri gibi giderler’ dedi’

CHP İstanbul Milletvekili Özgür Karabat TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmekte olan Gümrük Kanunu ile Haydarpaşa- Sirkeci Gar ihalelerindeki usulsüzlüklere dikkat çekti. Konuşmasına itiraz eden AKP Grup Başkan Vekiline de yanıt veren Karabat, gar ihalesini alan şirket ile AKP’nin organik bağlantıları olduğunu iddia etti. Açıklamasının devamında söz konusu firmanın geçmişte bakanlıklar, İBB eski yönetimi ve Okçular Vakfı ile birçok iş yaptığını söyledi.

Haydarpaşa ve Sirkeci garlarıyla ilgili tüm Türkiye’nin gözleri önünde şaibeli bir ihale sürecinin yaşandığını belirten CHP İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, “31 Mart’tan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak demiştik. İstanbul’a ihanet edilmesine artık müsaade etmeyeceğiz. Bu işin de peşini bırakmayacağız” dedi.

Haydarpaşa-Sirkeci gar ihalesini alan firma hakkında dikkat çeken bilgilere veren Karabat, “Firmanın bulunduğu adreste iki firma daha var. Ne tesadüftür ki bu iki firma hem Ulaştırma Bakanlığından hem Büyükşehirden hem de Enerji Bakanlığından iş alıyor. Daha da ilginci ikisi de Okçular Vakfı ile ilişkili” ifadelerini kullandı.

Haydarpaşa-Sirkeci garlarının tarihi geçmişlerine vurgu yapan Karabat, “Haydarpaşa ve Sirkeci gar binaları sadece birer bina değildir. Bunlar kentin bellekleridir. Milyonlarca insanın anısının izlerini taşır. Bu alanlar sayısız tarihi olaya tanıklık etmiştir” diyerek şu örnekleri verdi:

Sirkeci girişinde II. Abdülhamid’in tuğrası altında bir yazı vardı: “Ulu hakan himmet ederek buyruk verdi, demir yolu için bu gönül çeken istasyonu yaptırdı” AKP, bu ihale süreçlerinde “gönül çeken” değil,”gönül kıran”bir anlayışı temsil etmektedir.

“ATATÜRK GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER” SÖZÜNÜ HAYDARPAŞA GARINDA SÖYLEDİ

Atatürk 13 Kasım 1918’de trenle Haydarpaşa’ya gelir. Bir süre garda beklemek zorunda kalır. Saatler sonra karşıya geçerken işgal altındaki İstanbul’a bakarak “Geldikleri gibi giderler.” sözünü de tam bu sırada sarf etmiştir.

İşte Karabat’ın Meclis’te yaptığı konuşmanın tamamı:

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gümrük Kanunu Teklifi’nin ikinci bölümü üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun teklifi, ne gümrüklerde meydana gelen sorunları çözecek ne uluslararası ticarete bir katkı sunacak ne de kaçakçılıkla ilgili mücadeleyi etkin bir şekilde engelleyecek, ne ihracatı artıracak ne de ithalatı düşürecek, ne sanayiyi geliştirecek ne de üretimi artıracak bir teklif olarak gözükmüyor. Bunların hiçbiri olmayacak. Peki, bu kanun teklifiyle ne olacak? Bazı maddelerle cezalar artırılacak, bazılarıyla düşürülecek, her şey hallolmuş, bitmiş gibi gümrük memurlarının emeklilikten sonra silah harçları kaldırılacak.
Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, yeni sistemde artık kanun teklifleri bakanlar aracılığıyla değil milletvekilleri eliyle hazırlanıyor. “Bu durumda, vatandaşın ihtiyaçlarına daha net çözümler üretilecek.” deniyordu ancak gelinen noktada, teklifi hazırlayan ve altında imzası bulunan 86 iktidar mensubu milletvekili arkadaşımız var ancak birçoğunun sadece teklife imza atarak katkı koyduğunu üzülerek gözlemlemekteyiz.

Gümrük Kanunu’yla ilgili teklif Sanayi Komisyonuna geldiğinde aslında “yeni sistem” denen şeyin ne olduğunu da anladık. Anladık ki hiç kimseye sorulmamış, konunun muhataplarıyla görüşülmemiş ve milletvekillerine ise bir noter görevi verilmiş.Bugün, kime sorarsanız sorun “gümrük” deyince, ülkemizde milletin aklına vergi ya da ceza gelmektedir.

Her fırsatta kapısını çaldığınız Suudi Arabistan’da sırf Türkiye’den geldiği için yüzlerce tır gümrüklerde bekletiliyorsa, Türkiye’nin taşıyıcı kolonu olan otomotiv sektöründe milyonlarca euro değerinde araç yanlış uygulamalar sonucunda pazara giremiyorsa burada sorun var demektir ve bu kanun ne yazık ki bu sorunları çözmemektedir değerli arkadaşlar.

Sayın Milletvekilleri;
Sorunumuz sadece bu değil, güncel bir soruna da değinmek istiyorum, gargaraya getirilsin istemiyoruz.  Haydarpaşa Garı ve Sirkeci Garı’nı Türkiye’nin kamuoyunun dikkatine sunmak istiyoruz. Haydarpaşa ve Sirkeci Garı’yla ilgili Türkiye’nin gözü önünde şaibeli bir ihaleye tanıklık etmekten duyduğumuz üzüntüyü bütün Türkiye kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu, ilgili bakana verdiği cevapta “İstanbul’u tanımıyorsun.” ifadesini kullandı. Aslında bütün Meclise buradan bir çağrı yapmak istiyorum değerli arkadaşlar: Bu ihale nezdinde İstanbul’u biraz tanımak gerektiğini sizlerle paylaşmak gerekiyor.

İstanbul’u tanımak için sadece Cumhurbaşkanlığı kararnamelerini okumakla yetinmemek lazım, biraz tarih bilmek lazım, biraz vicdan sahibi olmak lazım. Eğer böyle olursa, bir kentin sadece ve sadece binalardan ibaret olmadığını, bir kentin ruhunun olduğunu ve bunun tuz ruhuyla alakasının olmadığını bilmeniz gerekir. Bir kent eğer bir kentse o kente ruhunu veren şey tarihidir, meydanlarıdır. Her kentin bir meydanı vardır, o meydanında özgürlüğü temsil eden güvercinleri vardır ve hepimizin bildiği, tanıdığı meşhur delileri vardır. Dolayısıyla, bir kent tarihiyle, kimliğiyle kent olur, sadece binalarıyla değil. Eğer bakanın yaptığı gibi, olaya sadece rant anlayışıyla yaklaşırsak, olaya sadece para anlayışıyla yaklaşırsak İstanbul’u anlayamayız.

Haydarpaşa ve Sirkeci Garı, değerli arkadaşlar, aynı zamanda bir bellektir ama milyonlarca insanın aynı zamanda anısıdır değerli arkadaşlar. Sadece bir gar değildir, sadece bir bina değildir, sayısız tarihî olaya tanıklık etmiştir. Sirkeci Garı, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Balkanlardan göç edenlere tanıklık etmiştir, hepimizin anısıdır.
Yaşlı bir amca şöyle anlatıyor, “Ben, Sirkeci Garı’na gelen bir trenden trenin penceresinden indim ve buraya her geldiğimde bunu hatırlıyorum.” diyor o adam. Bu hafızayı, bu anıyı yok etmeye kimsenin hakkı yoktur. Şüphesiz ki bu hafızaya en iyi şekilde kamu kuruluşları sahip çıkar. Eğer söz konusu olan yer İstanbul’daysa bunu en iyi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı sahip çıkar değerli arkadaşlar. Hepinizi biraz düşünmeye davet ediyorum.

Nazım Hikmet şiirinde diyor ki:

“Haydarpaşa garında, 1941 baharında, saat on beş.
Merdivenlerin üstünde güneş, yorgunluk ve telaş.
Bir adam merdivenlerde duruyor bir şeyler düşünerek.”

Şimdi, hepiniz düşünün değerli arkadaşlar, o düşünen adam belki de sizin anneniz, belki de babanız, belki sizin çocukluğunuz; Haydarpaşa Garı’nda merdivenlerden geriye bakın ve oradaki saate bakın; bir vicdani karar verin. O saat dönmeye devam ediyor ama o saatin aynı zamanda sizin için dönmesini de istiyorsanız, vicdani bir şekilde bu karardan hızlı bir şekilde vazgeçin. Aksi halde, saat de zaman da sizin için duracaktır.

O Haydarpaşa Garı’nda Anadolu’dan işsiz gelen bir çocuk geleceğini düşünüyordur. Biz o Haydarpaşa Garı, Sirkeci Garı pek çok Türk filmine sahne olur. Bütün hikâye orada başlar Türk filmlerinde, Haydarpaşa Garı’nda başlar. “Salak Milyoner”i orada biliriz, “Bu Adam Nereye Bakıyor”u orada biliriz”, “Cilalı İbo”yu orada biliriz; hepimizin çocukluğu, gençliğidir Haydarpaşa Garı. Çocuklar biraz saftır, gençler idealisttir. Ben şimdi iktidar mensubu milletvekillerini gençliklerindeki gibi idealist düşünmeye çağırıyorum değerli arkadaşlar.

Şüphesiz ki iktidar partisi mensubu milletvekillerimizin -elbette- vicdanı var ama sadece vicdan sahibi olmak da yetmiyor; biraz da cesaret sahibi olmak gerekiyor, söz söylemek gerekiyor, cesur olmak gerekiyor. Eğer durumu özetlersek durum net bir şekilde şu değerli arkadaşlar: Attila İlhan’ın şiirinde dediği gibi Sirkeci Garı tren çığlıklarıyla bıçaklanmış, Haydarpaşa Garı ise intihar dumanları içinde. Bunu bilerek söylüyorum. Neden dumanlar içinde? Haydarpaşa Garı’nda çıkan yangınları hatırlıyor musunuz? Hepimiz bu yangınları hatırlıyoruz. Peki, o zaman kamuoyuna ne dedik? “Haydarpaşa Garı’nın yerine acaba bir otel mi yapılacak, buraya ne yapmak istiyorlar?” diye hepimiz sorduk. Şimdi, ben soruyu biraz daha genişletiyorum: Burayı alan arkadaşımız, bu ihaleyi alan firma, Gar’ın yanındaki Toprak Mahsulleri Ofisi arsası ve yeniden tadil edilen bina, hemen oraya yapılan üst geçitleri de düşündüğümüzde, acaba Toprak Mahsulleri Ofisi ve arsasını da alıp buraya başka bir şey yapacak mıdır, bütün Türkiye kamuoyuna ve sizin vicdanınıza soruyorum değerli arkadaşlar.

Ve bir şey daha soruyorum: Tesadüf müdür ki bu ihaleyi alan firmanın bulunduğu adreste iki firma daha var ve tesadüf müdür ki bu iki firma da hem Ulaştırma Bakanlığından iş alıyor hem Büyükşehirden iş alıyor hem Enerji Bakanlığından iş alıyor hem de Okçular Vakfıyla alakası var.

Şimdi, “müteselsilen ve müştereken” lafının yerine başka bir laf kullanıldığı için ihaleden elenilmiş ya, ben size müteselsilen ve müştereken sorumlu olanları söyleyeyim değerli arkadaşlar. Elbette ki bu işten Ulaştırma Bakanlığı sorumlu, değerli arkadaşlar, elbette ki AKP Grubu da bu işten müteselsilen ve müştereken sorumlu çünkü ihale alan arkadaşınız, aynı zamanda AKP’nin sürekli eğitim merkezinin yönetim kurulu üyesi. Dolayısıyla, bunun altından kalkamazsınız değerli arkadaşlar. Milletin tarihine ok atmaktan vazgeçin, milletin tarihine sahip çıkın, ecdadımızın tarihine sahip çıkın.

Bakın, ben size ecdadımızdan örnekler vereyim: Sultan II. Abdülhamid’in tuğrası ve onun adı altında bir yazı var Sirkeci Garı’nda, diyor ki: “Ulu hakan himmet ederek buyruk verdi, demir yolu için bu gönül çeken istasyonu yaptırdı. “ Gönül çeken istasyon değerli arkadaşlar. Siz de “gönül belediyeciliği” diyordunuz ya hani, şimdi gönül kıran olmayın, gönül yapan olun, bakın, padişahımız öyle diyor, tarihinize ihanet etmeyin.

Sultan Abdülaziz diyor ki: “Memleketime tren yolu yapılsın da isterse sırtımdan geçsin, razıyım.” Ve şimdi, bunu ne zaman söylüyor? Rumeli demir yolu hattı Topkapı’dan Sirkeci’ye kadar uzatıldığı zaman söylüyor ve sarayın bahçelerini tren yoluna veriyor. Şimdi, siz ne yapıyorsunuz değerli arkadaşlar? Saraya milletin hafızasını teslim ediyorsunuz. Bu hak mıdır değerli arkadaşlar? Siz, milletin bahçelerini saraya teslim etmek istiyorsunuz ve bu hak değildir, bunu vicdanlarınıza havale ediyoruz değerli arkadaşlar.

Bir şeyi daha anlatmak isterim: Değerli arkadaşlar, ben sizin vicdanınıza sesleniyorum. Şüphesiz siz yine “Padişahım çok yaşa!” diyeceksiniz ama yine de sesleniyorum. Şairin dediği gibi, “Gelmeyeceğini biliyorum da / Her yıl bugün / Dönecekmişsin gibi seni bekliyorum / Haydarpaşa Garı’nda” diyor ya, yine de vicdanlarınıza sesleniyorum. Kalmışsa eğer, vicdanlarınıza sesleniyorum değerli arkadaşlar.

Ben bir başka hatırayı daha anlatmak isterim: Haydarpaşa Garı, Mustafa Kemal Atatürk işgalci donanmaları görür; Haydarpaşa Garı’nda görür ve Haydarpaşa Garı’ndan “Geldikleri gibi giderler.” der değerli arkadaşlar.

Şimdi, bu milletin size “Gidin.” dediğini biliyoruz. O yüzden bir kez daha vicdanınıza sesleniyoruz. Bütün Türk filmlerinde Haydarpaşa Garı buluşma anıdır, vedalaşma anıdır. İstanbul büyük bir şekilde Ekrem İmamoğlu’yla ve onun yeni nesil belediyecilik anlayışıyla buluşmuştur ve siz şunu tercih etmeyin: Bu milletle buluşmak yerine, bu milletle vedalaşmayı tercih etmeyin. Haydarpaşa Garı’yla ilgili oturun, düşünün ve size tavsiyem, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinden daha çok biraz da tarih okuyun ve karar verin

41