Ana Sayfa Politika Sosyal 12 Haziran 2019 1440 Görüntüleme

İşte diktatörlerin servetleri

İşte diktatörlerin servetleri

Türkiye 17 Aralık’tan bu yana her gün sarsıcı bir gündeme uyanıyor. Yolsuzluk ve rüşvet iddialarıyla başlayan operasyonların ardından cemaat ve hükümet arasında karşılıklı sert açıklamalarla süren kasırga dalgası bugün yeni bir boyuta geldi.

Bugün sabah saatlerinde İçişleri Bakanı Muammer Güler ile Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın istifasının ardından, öğle saatlerinde Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar da istifa ettiğini açıkladı. Ancak TOKİ’nin başındayken bakan yapılarak çevre politikalarında Türkiye’nin dünyanın en kötüleri arasında girmesini sağlayacak uygulamalara imza atan Bayraktar’ın Başbakan Erdoğan’ı da suçlayarak “o imar planlarından haberi vardı, o da istifa etmeli” demesi çarpıcıydı…

TEK ADAMDAN HABERSİZ İHALE VERİLEBİLİR Mİ

Bayraktar’ın Başbakan’a yönelik sözleri zorlamayla alınmış bir kararın ardından yapılan açıklamalar gibi algılanabilir ancak bu açıklamaların işaret ettiği yerin herkesi malumu olanı ilan etmesinden başka bir şey değildir. Zira Başbakan Erdoğan hemen her alanda tek yetki sahibi olmak için çırpınan, kendisinden habersiz ihale, proje ve uygulamalara izin vermeyen bir portre çiziyordu.

Bu konuda kamu mallarıyla ilgili tahsislerin doğrudan Başbakan’a bağlanmasını sağlayan genelgelerin çıkartılması, Başbakan’ın tek adam tavrının sadece siyasi bir eğilim olmadığını, doğrudan devletin politikası haline getirildiğini de unutmamak gerek…

Gelinen noktada durumu özetlemek gerekirse, 11 yılık AKP iktidarı boyunca Başbakan Erdoğan ve çevresinde kümelenen zümrenin elde ettiği zenginliğin, tek elden yönetilen devletin olanaklarıyla bütün kamunun hakkı olan değerlerin üzerinde yükseldiğini söylemek yanlış olmaz…

BAŞBAKAN’IN ADIYLA BAKANLIĞI TEHDİT EDEN YATIRIMCILAR

Başbakan’ın adını kullanarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkililerine tehdit dolu başvuru mektupları yazan, “yatırım yapacağım SİT’i kaldırın” diyebilen türedi ‘yatırımcılar’ın devlet bürokrasisini tarumar ettiği günlerin ardından gelen bu istifalar durumu kurtarma gayretinden başka bir anlam ifade etmiyor. Son on yılda Başbakan’ın nüfuzuyla Güney kıyılarında el değiştiren trilyonluk arazilerin ve bu araziler için belediyelere imar baskısı yapan ‘girişimciler’in elde ettiği haksız kazançlarda oluşan servet dağlarının da sorgulanması gerekiyor.

Dünyanın 8. zengin Başbakanı olduğu öne sürülen Erdoğan’ın Gezi’nin ardından havaalanında kendisini karşılamaya gelenlere yaptığı konuşmanın bir benzerini de dün akşam Pakistan dönüşü yapması durumu kurtarmaya yetmediği ortada.

TÜRKİYE BAŞBAKAN’IN SERVETİNİ ÖĞRENEBİLECEK Mİ

Ancak bugün gelinen noktada asıl merak edilen soru şu; zamana yayılan post-modern bir iktidar değişikliğine sahne olan Türkiye’de 11 yıllık iktidarı boyunca değme diktatörlüklere rahmet okutan uygulamaların mimarı olan Başbakan Erdoğan ve çevresindekilerin servetleri ne olacak?

DİKTATÖRLERİN LÜKS SAPLANTISI

1965-1986 yılları arasında Filipinler’i demir yumrukla yöneten Ferdinand Marcos’un kişisel servetinin yanı sıra lüks çılgınlığıyla bilinen karısı İmelda Marcos’un 3 bin çift ayakkabı koleksiyonun olması siyasi magazinin gündeminden düşmemişti. Öyle ki, ‘Demir Kelebek’ lakabıyla anılan Bayan Marcos’un ABD ve Filipinler’de bulunan onlarca lüks evinin yanında, 508 gece elbisesi, 12 vizon kürkü ve bin çanta; yoksul Filipin halkının kazanımlarının nasıl harcandığı konusunda fikir vermeye yetiyordu.

Ancak yakın tarihte renkli devrimlerle Ortadoğu’da yaşanan iktidar değişimlerinin ardından ortaya dökülen diktatör servetleri daha dudak uçuklatıcı boyutlardaydı.

SAHTE CENNETE KAÇAN MÜBAREK’İN 70 MİLYON DOLARLIK SERVETİ

Şubat 2011’de Mısır’da başlayan protestoların ardından görevini ordu ve anayasa mahkemesine devrederek Mısır’ın sahte turizm cenneti Sharm El Şehyk’e sığınan Hüsnü Mübarek’in 30 yıllık iktidarı boyunca biriktirdiği servetin 70 milyon Dolara ulaştığı söyleniyordu. Tahrir Meydanı’nda protesto gösterisi yapanların çoğunluğu Mübarek ve çevresinin malvarlığının araştırılması ve yolsuzluklarla mücadele edilmesi için Mısırlı savcıları göreve çağırmışlardı.

 

BİN ALİ’NİN KARISININ 1,5 TON ALTINI

Ortadoğu’daki bir başka örnek de Tunus’un devrik lideri Zeynel Abidin Bin Ali’nin servetiydi. 23 yıllık iktidarı boyunca Tunus’un neredeyse tüm kaynaklarını ailesi ve çevresinin zenginleşmesi için kullanan Bin Ali’nin 33 yakını Tunus’taki olayların ardından yolsuzluk suçlamasıyla gözaltına alınmıştı. Ailesinin pek çok alanda yaptığı yatırımların yanında Bin Ali’nin karısı Leyla Trabelsi’nin Cote d’Azur ve Paris’teki malikâneleri ve otelleri bir yana merkez bankası kasalarında 1,5 ton külçe altını olduğu ortaya çıkmıştı.

TÜRK HALKI DERİN UYKUDAN UYANACAK MI

Türkiye henüz Başbakan Erdoğan’ın kişisel servetinin boyutlarını bilmekten uzak. Sayıştay raporlarının bile yazılamadığı bir süreçte kamu mallarının kime ne amaçla kullandırıldığının ayrıntıları elbette er geç ortaya çıkacaktır. Ancak burada asıl can yakıcı olan nokta, turizmden inşaata, taşımacılıktan sağlık sektörüne, tarımdan eğitime Başbakan’ın yakın çevresinde kümelenenlerin yarattığı illüzyonla büyülenen halkın önemli bir kesiminin hala olup bitenler karşısında uyanamamış olmasıdır.

‘MÜSLÜMAN YOLSUZLUK YAPMAZ’ ANLAYIŞI, YOLSUZLUĞA TEŞVİKTİ

11 yıldır içimiz dışımız yıkıldı, yağmalandı. Dışımızdaki yıkımı yaşam zaman içinde ve bir şekilde onaracaktır elbette. Ancak asıl içimizdeki yıkımı onarmak zorundayız. Bu büyük yıkılışın altından kalkıp birbirimizin yüzüne bakarak bir gelecek kurgulamak istiyorsak, bu halkı birbirine düşürerek açtıkları yaralardan rant devşirenlere hesap sorabilecek iradeyi de göstermek zorundayız. Aksi durumda tıpkı “bunlar Müslüman abi, namaz kılan adam yolsuzluk yapmaz”mantığıyla iktidarın devredildiği siyasal İslamcı kadroları adeta “yemeye”yüreklendiren vurdumduymazlık ve ağır miskinlik uykusu, “bu kötüydü, bunlar iyi” mantığıyla bir başka kadronun da avuçlarını ovuşturmasına hizmet ediyor olacak…

Yusuf Yavuz

Odatv.com

***********

DİKTATÖRLERİN SERVETLERİ

Diktatörlerin iktidara yapışıp kalmalarının nedenlerinden biri, kendilerinin ve yakın çevrelerinin yasadışı yollarla edindikleri servetin hesabını vermek zorunda kalacak olmaları ve bu serveti kaybetmekten korkmalarıdır. Diktatörlerin servetlerinin gerçek boyutunu, hepsi olmasa da büyük bir bölümünü, ancak iktidardan düştükleri zaman öğreniyoruz. Gerçekten de iktidardan darbe, halk isyanı gibi yöntemlerle devrilen diktatörlerin çoğunun ortaya çıkan servetleri dudak uçuklatacak boyuttadır. Son yirmi yılda, Arap ülkelerinde devrilen diktatörlerin servetleri konusunda elimizde biraz detaylı bilgi var. Lübnan’da yayımlanan Raseef22 internet sitesinde 21 Nisan’da yayımlanan yazıda, devrik Arap diktatörlerinin ortaya çıkan servetlerinin bir dökümü veriliyor.

En son devrilen Sudan diktatörü Ömer El Beşir’in sarayında 350.000 dolar, altı veya yedi milyon avro ve yüz milyon dolar karşılığı Sudan lirası nakit para bulundu. Paralar elli kiloluk tahıl çuvallarında başkanlık sarayında saklanıyormuş. El Beşir’in ve yakınlarının yurtdışında sakladıkları servetlerinin olup olmadığı araştırılıyor. İslâmî kurallara dayanan yasaları hayata geçiren, Darfur katliamı nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından hakkında yakalama kararı olan İslâmcı-milliyetçi diktatörün sarayında ayrıca yüzlerce kasa viski bulunmuş.

Arap isyanları döneminde devrilen diktatörlere gelmeden önce, yetmiş altı villası olan Irak diktatörü Saddam Hüseyin’i hatırlayalım. ABD ve müttefiklerinin 2003’te Irak’a saldırmalarından birkaç saat önce, Saddam Hüseyin’in oğlu Kusay’ın Bağdat’ta merkez bankasının kasasında bulunan bir milyar dolar nakit parayı, üç kamyonla alıp götürdüğü biliniyor. Aynı anda Saddam Hüseyin’in yakın adamları da Lübnan, Hollanda ve İsviçre’deki hesapları boşaltıyordu. Bu servetin miktarı, nerede olduğu tam olarak bilinmiyor. Bir kısmının Saddam sonrası direnişi finanse ettiği tahmin edilebilir.

Mısır diktatörü Hüsnü Mübarek’in Mısır’da bankalarda olan serveti önemli değildi: iki yüz bin dolar karşılığı Mısır lirası. Buna karşılık Mübarek ailesinin, çoğu İsviçre bankalarında olan, 562 milyon dolar serveti 2011’den beri dondurulmuş durumda. Mübarek’in Londra, Kıbrıs ve ABD’deki gayrimenkulleri de “haksız elde edilmiş kazanç” soruşturmasıyla inceleniyor. Mübarek’in oğlu Ala Mübarek’in kara para aklamaya devam ettiği iddiası Panama Papers belgelerinin yayımlanmasıyla yeniden gündeme geldi.

2011’de devrilen ve 2017’de Husi isyancılarının öldürdüğü Yemen diktatörü Ali Abdullah Salih’in 1978’den 2011’e kadar iktidarda kaldığı süre içinde biriktirdiği servetin otuz iki ila altmış milyar dolar arasında olduğu, Birleşmiş Milletler’in 2015’te yayımladığı bir araştırma raporunda iddia edildi. BM Güvenlik Konseyi’nin kabul ettiği bu rapora göre, Salih’in farklı isimler altında yirmiden fazla ülkeye dağıttığı bu servetinin esas kaynağı büyük petrol şirketlerinden aldığı rüşvet ve komisyonlar. Sudan gibi Yemen de dünyanın en yoksul ülkelerinden biri.

2011 başında ülkeden kaçmak zorunda kalan Tunus diktatörü Zeynel Abidin Bin Ali’nin sarayında bulunan nakit para takriben on dört milyon dolar karşılığı Tunus lirası ve dövizdi. Birkaç ay sonra, İsviçre Dışişleri Bakanı Bin Ali ve yakınlarının İsviçre bankalarına yatırdığı toplam altmış milyon dolarlık hesabı dondurduklarını açıkladı. Diğer ülkelerde var olduğu iddia edilen hesap ve yatırımlar konusunda araştırma devam ediyor.

Libya’nın diktatörü Muammer Kaddafi’nin gizlediği servet ise başka bir muamma. Kaddafi’nin 2011 Ekim’inde öldürülmesini izleyen aylarda, Libya’nın ortasında Zillah kentinde gömülü yirmi ton altın ve doksan milyon dolar nakit bulundu. Daha sonra benzer bir gömünün Hun kenti yakınlarında çıkarıldığı haberi yayıldı. 2018’de Kaddafi’nin yeğeni Ahmed Kaddaf El Dam amcasının milyarlarca dolar servetinin Batılılar tarafından çalındığını iddia etti! Ve 2018’de bu defa Güney Afrika’nın o zamanki devlet başkanı Jacob Zuma’nın evinin mahzeninde Kaddafi’nin otuz milyon dolar sakladığı ortaya çıktı! Kaddafi ve yakınlarının çeşitli ülkelerde halen saklı kalan servetlerinin miktarı bilinmiyor.

 

Afrika diktatörlerinin serveti bin milyar dolar
Bu Arap diktatörleri devrildikleri için, ülke kaynaklarına el koyarak elde ettikleri servetleri hakkında bir fikir edinebiliyoruz. 2008’de yayımlanan bir araştırma, geçmiş yirmi yıl içinde Afrika diktatörlerinin servetlerini yüz ila yüz seksen milyar dolar olarak tahmin etmişti. IMF’nin eski direktörü Michel Camdessus da Afrika diktatörlerinin yasadışı servetlerine yakınlarınınkini de ekleyince, “haksız elde edilmiş servet”lerinin bin milyar doları bulduğunu bundan on yıl önce dile getirmişti. Günümüzde bu boyutta servetleri yurtdışında gizlemek daha zor olmaya başlasa da, gene de ancak diktatörler devrildiklerinde, varlığı iddia edilen, bir kısmı bilinen servetlerinin gerçek boyutu ortaya çıkıyor. Buna karşılık iktidarda olan diktatörlerin, örneğin Rusya devlet başkanı Vladimir Putin’in birkaç milyar dolar olduğu iddia edilen servetiyle ilgili bilgiler 2016’da Panama Papers belgeleriyle ortaya çıkmıştı. Merkezinde Bank Rossia’nın olduğu para aklama sistemiyle Karayipler’de dolaşan miktar 2009-2011 yılları arasında bir milyar dolara yaklaşıyordu. Soçi Kış Olimpiyatları hazırlık harcamaları, Kremlin’in restorasyonu gibi büyük harcamalardan alındığı iddia edilen paylar dudak uçuklatıyor. Ama bunlar bir kısmı belgelense de, diktatör iktidarda olduğu sürece “iddia” olmanın ötesine geçmiyor.

Diktatörlerin iktidardan ayrılmayı kabul etmeleri için bu tazminat ve dokunulmazlık yöntemine başvurmalarının, diktatörlükten barışçıl yollarla çıkmanın makul bir yolu olduğu düşünülebilir. Ama bunun yeni diktatör adaylarını özendirmesi ihtimali de kuvvetli. Diktatörlükten feragat etmek için pazarlık masası açma geleneğinin başlaması riski var.

Bunun en yakın örneği, otuz yedi yıl Zimbabve’yi demir yumrukla yönetmiş olan Robert Mugabe’nin 2017 Kasım’ında hem partisi, hem ordu hem de sokağın baskısıyla istifa etmeyi kabul etmesiydi. Zimbabve’nin bağımsızlığının tarihî lideri,1924 doğumlu Mugabe, iktidarı “gönüllü olarak” terk etmek için, sekiz milyon dolar tazminat, yılda 125.000 dolar maaş, mutlak dokunulmazlık garantisi, yurtdışı seyahat masraflarının, sağlık ve güvenlik harcamalarının devlet bütçesinden karşılanması ve ölünce eşi Grace’in yıllık maaşının yarısını alması üzerine anlaştı. Ayrıca başkent Harare’de oturdukları 25 odalı, değeri sekiz milyon dolar olarak tahmin edilen konakta oturmaya devam etme hakkını da bu anlaşma paketine dâhil etti. Mugabe halen Zimbabve’de yaşamaya devam ediyor ve kendisine karşı darbe düzenlendiğinden şikâyet ederek, siyasal konulara çok fazla bulaşmıyor. Bu anlaşmanın Zimbabve kamu kaynaklarına yükünün on milyon dolara patladığı tahmin ediliyor.

Neopatrimonyal düzen
Mugabe örneğini günümüz diktatörleri için uygulamak aslında o kadar kolay değil. Çünkü çoğu zaman diktatörler kamu kaynaklarının yağmalanmasına dayanan çok büyük bir servete sahip oluyorlar. Bu servetlerin boyutu bir ayrılma pazarlığında üzerine sünger çekilip, unutulacak gibi değil.

Muktedirin kişisel serveti ile kamu kaynaklarının tahsis ve kullanımının birbirine karıştığı bir neopatrimonyal düzen dünyada yaygın biçimde hüküm sürmeye devam ediyor. Muktedirlerin iktidarda kalma süreleri uzadıkça iktidarı terk etmelerinin maliyeti de kendileri ve yakınları için o oranda artıyor. Hele yargı bağımsızlığının olmadığı, medyanın büyük baskı altında tutulduğu, kurumsal denetim mekanizmalarının ya olmadığı ya da etkisiz bırakıldığı, eğer bir muhalefet varsa onun da bu konularda denetim yapma olanağının olmadığı ülkelerde, Lord Acton’ın dile getirdiği iktidarla ilgili o ünlü değerlendirme bir o kadar daha geçerli oluyor: “İktidar bozar, mutlak iktidar mutlaka bozar.”

Mutlak iktidar Türkiye’sinde durum bundan ne kadar farklı?

Akılfikirmüessesesi  https://akilfikir.net/diktatorlerin-servetleri/

51