Ana Sayfa Politika Sosyal 24 Haziran 2019 17161 Görüntüleme

“Esra ile Berat’ın düğünü”

“Esra ile Berat’ın düğünü”

Yunan filozofu Sokrates ve karısı Ksantippe bir türlü geçinemezlermiş. Tarihçiler geçimsizlikte asıl kabahatlinin Ksantippe olduğunu söylüyorlar. Ansiklopedilerde Ksantippe maddesinin karşısında aynen, “Sokrates’in şirretliği ve hırçınlığıyla ünlü karısı” diye yazıyor.

Karı koca bir gün yine kavgaya tutuşmuşlar. Daha doğrusu Ksantippe bir bahaneyle Sokrates’e açmış ağzını yummuş gözünü. Sokrates hiçbir tepki vermeyince, Ksantippe daha da öfkelenmiş, bir kova suyu alıp filozofun başından aşağı boşaltmış. Sokrates nihayet ses vermiş:

– Bu kadar gök gürültüsünden sonra bir sağanak kaçınılmazdı. 

Sokrates’in bu cevabından sonra Ksantippe sakinleşti mi, yoksa daha mı azdı, bilmiyorum. Platon bu konuda bir şeyler yazmışsa bile ben görmedim. Kesin olan bir şey varsa Sokrates’in karısından yana hiç de mutlu olmadığı. Hatta Sokrates’in evliliğinde mutlu olamadığı için filozof olduğuna dair rivayetler bile var! Sokrates’in evlilik aleyhindeki sözleri belki de bu yüzdendir.

Öğrencileri Sokrates’e sormuşlar:

– Evlenmek mi iyidir, yoksa bekâr kalmak mı?

Sokrates duraksamadan yanıtlamış:

– Hiç fark etmez!

Öğrenciler şaşırmışlar. İçlerinden biri üstelemiş:

– Nasıl fark etmez üstadım? Birinde tek başınasınız, ötekinde hayat yoluna iki kişi devam ediyorsunuz?

Sokrates söylediğinden şaşmamış:

– Fark etmez. Çünkü ikisinde de pişman olursunuz.

Sokrates’in öğrencileri bu yanıttan tatmin oldular mı olmadılar mı bilinmiyor. Bilinen bir şey varsa, evliliğin lehinde ve aleyhindeki evrensel külliyatın çok zengin olduğudur. Tayland ahalisine göre, “Evlilik, dışarıdakilerin içine girmek için, içindekilerin de dışına çıkmak için uğraşıp durdukları bir mapusane gibidir!”

Türkler ise “Bekârlık sultanlık, evlilik krallıktır!” deyip avunurlar.

***

Sözü Başbakan Tayyip Erdoğan’ın pazar günü evlenecek kızının düğününe getirmek için aslında evlilik felsefesinden dem vurmaya, Sokrates’i filan malzeme yapmaya hiç lüzum yoktu; ama oldu bir kere. Artık Sokrates affetsin!…

Allah mesut bahtiyar mutlu etsin! Tayyip Bey, kerimesi Esra’yı pazar günü evlendiriyor. Damat adayı, gazeteci-yazar Sadık Albayrak’ın oğlu Berat Albayrak.

Nikâh, İstanbul’da Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda kıyılacak. Salon çevresinde NATO zirvesini aratmayacak tedbirler alındı ki, civarda oturanlara Allah sabır ve kolaylık versin.

Nikâha tam 7 bin kişi davet edildi. Davetliler arasında krallar başbakanlar bile var. Muhtemelen Tayyip Bey’in Kasımpaşa’daki bakkalı ve manavı ile Ankara’da oturduğu mahallenin terzisi, berberi, kasabı ve çöpçüsü de vardır. Ne de olsa Tayyip halk adamı, geldiği yeri unutmadı!

Nikâhta, Gece Yolcuları adlı gruba sipariş edilen, “bir peri kızı ile prensin düğünü” hayal edilerek bestelenen “Vuslat” adlı parça çalınacakmış. Yani öyle ilahi milahi söylenmeyecek.  Aslında, Tayyip Bey’in benzincisi Adnan Şenses Mozart’tan bir arya icra etse, daha şenlikli olurdu; ama akıl edememişler.

Medya, haliyle pazar günü kıyılacak nikâha odaklandı. Şaşmamalı. Çünkü, her zaman başbakan kızı evlenmiyor. Topluluklar, peri masallarını, görkemli düğünleri severler, gelin ve damatla kendilerini özdeşleştirirler. Medyanın ilgisi biraz da toplumun talebinden kaynaklanır.

Fakat medya ne kadar çabalarsa çabalasın, Esra’dan bir “tesettürlü Stephanie” (Monaco Prensesi) çıkarması mümkün değil. Çünkü, her ne kadar nikâhta ilahi filan söylenmeyecekse de “Esra Banu” yabancıya gitmiyor; mütedeyyin bir aileye gelin gidiyor.

Bu noktada Esra için endişelenmemek mümkün değil. Çünkü, adı nikâh töreni olsa da pazar günü aslında siyasal ve dinsel bir gösteri olacak.

Siyasal gösteri. Çünkü, Türkiye’de padişahlık dönemi dışında, bakanlar, başbakanlar, cumhurbaşkanları, düğün törenlerini böyle kitlesel ve medyatik bir gösteriye çevirmediler, kralları yabancı devlet adamlarını çağırmadılar, memleketi ayağa kaldırmadılar.

Dinsel bir gösteri. Çünkü, gelin türbanlı, kaynanalar türbanlı. Medyatik şovun ana mesajı, dönüp dolaşacak dinci siyasetin simgesini zihinlere nakşedecek.

Esra’nın ve müstakbel kocası Berat’ın, politik-dinsel gösterinin figüranı haline geldiklerinin bilincinde olmadıkları ortada. Olsalar, şov malzemesi olmak yerine “evlenecek olan bizleriz, sizler değil” diye seslerini yükseltirler; hazır, ikisi de Amerika’da tahsildeyken gözlerden uzak şekilde birbirlerine sevgilerini armağan ederler, ortalığı telaşa vermezlerdi.

İkincisi, gerek dünürler gerekse gelin ve damat mütedeyyin insanlar. İnşallah gül gibi geçinip giderler, Sokrates ve Ksantippe gibi saçsaça başbaşa kavga etmezler. Ama insanlık hali. Hiç kavga etmeyecekler de değil. Bu noktada Berat damat, postmodern halife kayınpederi Tayyip Erdoğan’ın fetvasına dayanarak hükmi ilahiyi hatırlatır ve Esra’nın üstüne ikinci üçüncü dördüncü bir gül koklama hakkını kullanmaya kalkarsa; ya da ne bileyim, “Serkeşlik etmelerinden kaygılandığınız kadınlara öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihayet onları dövün!..” ayeti kerimesinin hakkını vermeye kalkarsa ne olur? Doğrusu Esra adına kaygılanmamak mümkün değil.

Ancak, bana sorarsanız bu endişeler de yersiz. Nedenini sonra anlatırım. Şair İsmet Özel’in “Müslüman arayanlar, ancak mezarlarda bulabilir” sözlerini aktarayım da şimdilik idare edin.

***

Pazar günü sadece politik ve dinsel bir gösteri olmayacak. Tecrübeyle sabit ki, pazar günü bir ailenin serveti bir kez daha katlanacak.

Tayyip Erdoğan, 1994 yılında belediye başkanı seçildiğinde cüz’i bir mal varlığına sahipti. “Kasımpaşa’da bir daire, Maltepe’de bir kooperatif dairesi, Bolluca’da (Gaziosmanpaşa) 346 metrekare arsa, Burak Gıda ve Ticaret Ltd. Şirketi’nde yüzde 10 hisse…”

Dört yıl sonra belediye başkanlığından ayrıldığı tarihte, servetindeki artışın 360 milyar liralık bölümünü, oğlu Burak Erdoğan’ın düğününde verilen hediyelerle açıklamıştı. (Tansu Çiller de, yalının çatı katında vefat eden annesinin yastığında çıkan dolarla açıklamıştı zenginliğini.)

Tayyip Erdoğan geçen yıl oğlu Necmettin Bilal’i evlendirdi ve 7 bin kişi çağırdı.  Nikâhtan sonra tebrik faslında, Başbakan’ın hemen yanında duran sekreter Müge Gülbaran’ın tuttuğu takı torbasının kaç defa dolup boşaldığını hiçbir gazeteci yazmadı.

Pazar günü nikâha çağrılan 7 bin kişinin de aynı şekilde servete bereket getireceği kesin. Artık Esra gelinin kesesine mi yazılır, Berat damadın kesesine mi kaydedilir, kendileri bilir.

Onlar ersin muradına, biz çıkalım kerevetine ve bir fıkrayla vedalaşalım.

***

Karı koca 100 km hızla gidiyorlar, arabayı koca kullanıyor. Kadın birden “Hayatım” demiş… “Seninle 15 yıl güzel bir beraberlik yaşadık. Ama, artık boşanmak istiyorum.”

Adam sesini çıkarmamış, arabanın hızını 110’a çıkarmış.

Karısı, “Neden diye soracağını biliyorum. Nasıl söyleyeyim. Artık seni sevmiyorum, başkasını seviyorum.”

Adam yine ses çıkarmadan hızı 120’ ye çıkarmış.

Kadın devam etmiş: “Evi, bütün çekleri, kredi kartlarını, arabayı ben istiyorum..”

Adam sesini çıkarmadan arabanın hızını 140’a çıkarmış.  Kadın sormuş: “Hiçbir şey söylemeyecek misin? Sen hiçbir şey istemiyor musun?”

Kilometre saati 180’i gösterirken adam yanıtlamış: “Hayır. Hiçbir şey istemiyorum.”

Karısı şaşırmış, “Neden?” diye sormuş. Araba karşıdaki duvara saatte 200 kilometre hızla çarpmadan önce adam yanıtlamış:

– Çünkü, airbag bende canım! …

Burası Türkiye

Rahmi Yıldırım

9 Temmuz 2004

Not: Hollanda Devlet Radyo Televizyonu NPS’nin Türkçe yayın saati vardı.

2007 yılında kapanıncaya değin, Türkiye’den haber ve yorum iletirdim.

Cuma günleri ise “Burası Türkiye” başlıklı söyleşi programı yayımlanırdı.

Yukarıdaki metin, “Burası Türkiye” programında seslendirdiğim söyleşinin metnidir.

41