Ana Sayfa Politika Sosyal 15 Nisan 2019 110 Görüntüleme

“Yerel seçim başarısı CHP’nin başına büyük bela açabilir şayet…”

“Yerel seçim başarısı CHP’nin başına büyük bela açabilir şayet…”

“İstanbul, Ankara gibi büyükşehir belediyelerinin çok büyük bütçeleri, çok büyük genel müdürlükleri, çok önemli şirketleri var; başka bir ifade ile bu büyükşehir belediyelerini yönetenler, yönetecekler aynı zamanda çok büyük bütçelere hükmedecekler.”

Gazeteci Eser Karakaş’ın Ahval’de yayınlanan yazısı şöyle;

Bu yazıyı pazar günü yazıyorum, daha henüz İstanbul seçimlerinin sonucu Yüksek Seçim Kurulu tarafından tescil edilmedi, muhtemelen bu yazının okurların önüne gittiği pazartesi ya da izleyen bir-iki gün içinde sonuç kesinleşmiş olacak; sonuç kesinleşmiş olacak derken ya İmamoğlu’na mazbatası verilecek ya da 2 Haziran’da İstanbullular yeniden sandıklara gidecekler.

İstanbul seçimlerinden bağımsız olarak da aslında önümüzde CHP’nin ve Millet İttifakı’nın, destekçilerinin önemli bir başarısı var; Ankara, Antalya, Adana gibi büyükşehirlerin başkanlıkları değişti, bu da önemli bir durum, İstanbul bu başarının taçlanması olabilir.

Ancak, CHP bu duruma bakıp hemen zafer sarhoşluğuna kapılmamalı çünkü bu sonuçlar kendi içlerinde aynı zamanda büyükşehir başkanlıkları için büyük tuzaklar da taşıyorlar, şayet yönetim sürecinde önemli değişiklikler yapılmaz ya da yapılması yönünde cesaretli adımlar atılmaz ise.

İstanbul, Ankara gibi büyükşehir belediyelerinin çok büyük bütçeleri, çok büyük genel müdürlükleri, çok önemli şirketleri var; başka bir ifade ile bu büyükşehir belediyelerini yönetenler, yönetecekler aynı zamanda çok büyük bütçelere hükmedecekler.

Meselenin doğal olarak bir de kent rantları tarafı var ki bu rantların boyutu bütçe büyüklüklerini de kat ve kat aşıyor, hesaplanmaları bile çok zor; İstanbul 15 milyonu aşan ve hala nüfus artışını sürdüren, artan nüfusuyla muhtemelen dünyanın en büyük kent rantı üreten şehirlerinin en başlarında geliyor.

Bu büyükşehirlerin yerel yöneticileri de bütçe büyüklüklerini kontrol etmenin yanı sıra idari kararlarla, sosyolojik dönüşümleri kontrol ederek kent rantı yaratma ve yaratılan bu devasa rantları üleştirme pozisyonuna geliyorlar.

Bu pozisyonlar, lafı uzatmadan ifade etmek lazım, her zaman büyük yolsuzlukları önleme ya da önlememe makamları olmuşlardır ve öyle olmayı da sürdürecekler çünkü bütçe kaynaklarının kamu ihale kanunu çerçevesinde dağıtımı ve kent rantlarının oluşumu ve üleştirilmesi hep belediye başkanlıklarının kontrolünde.

Şunu hiç unutmayalım, yolsuzluk ile mücadele çok büyük oranda bir ahlak meselesi değildir, bir kurumsal düzenleme konusudur; ahlakın, dürüstlüğün yolsuzlukla mücadelede tabi ki payı vardır ama mesele ahlak konusuna indirgenir ise birisi daha etik davranır, yolsuzluklar azalır gibi olur ama yarın başkası gelir aynı kurumsal yapı içinde etik kodlara daha az saygı gösterir, yolsuzluk gerçeği kaldığı yerden daha da artarak devam edebilir.

Yapılması acilen gerekli şey sistemde kurumsal düzenlemeleri gerçekleştirerek yolsuzlukla etik kodlarla değil kurumsal bazda mücadele etmeyi seçmektir, aksi durumda “gelenin gideni aratacağı” eski lafını birçok büyükşehir belediyesinde telaffuz etmek durumunda kalabiliriz; CHP kadrolarının, işadamlarının, müteahhitlerinin çok uzun süredir büyük kaynakların kontrol edildiği merkezlerin uzağında olduğu gerçeğini de unutmamak lazım.

Ancak, bu alanlarda yapılması gereken kurumsal, anayasal, yasal düzenlemeler yerel düzeylerde değil, merkezi düzeydedir yani TBMM’nin elinde ve tekelindedir.

CHP parti teşkilatını önümüzdeki günlerde bekleyen en önemli mesele, İstanbul sonuçları kesinleşir kesinleşmez, kanımca büyükşehir belediyelerinin yönetimini daha saydam ve yolsuzluklara daha kapalı yapacak yasal düzenlemeler için TBMM’de yasama atağına geçmek olmalıdır.

Nelerin yapılması gerekeceği konusunda aklıma ilk planda dört konu gelmektedir ve bu konuların tümü de çok kapsamlı ve zor konulardır.

Birinci mesele mutlaka acilen bir kent rantı vergisi yasası çıkarmaktır; unutmayalım, bu konuyu 2013 senesinde gündeme Ali Babacan getirmiştir ve bu önerisi de kendisine pahalıya patlamış, siyasi yaşamına uzun süre ara vermek zorunda kalmıştır.

Kent rantı vergisi yasası çok sayıda kişi ve kurumun ayağına ağır bir biçimde basmak demektir, idari kararlarla yaratılan muazzam büyüklüklerin bu kişi ve kurumlara gitmesi yerine vergilendirilerek o rantın yaratıldığı kente yerel kamu hizmeti olarak dönmesi anlamına gelir, mutlaka bu yasa çıkarılmalıdır ama sonuçları da kolay olmayacaktır, düşman çekecektir ve daha da önemlisi büyükşehir belediyelerinin elinden çok büyük bir gücün, rant üleştirme gücünün yasal düzeye inmesi demektir.

İkinci çok önemli mesele son senelerde yetkileri yasal ve uygulama anlamında çok tırpanlanan Sayıştay’ın yerel harcamaları denetleme gücünün artırılması ve böylece yerel kamu maliyesine önemli bir saydamlık getirmektir.

Sayıştay’ın yerel harcamaları denetleme ve bu bilgiyi otomatik olarak kamuya açma yetkisi, olanağı artarsa bu durum da hem merkeze örnek olur hem de yerelde yaşanan yolsuzluklara, usulsüz harcamalara önemli bir set çekme anlamına gelir.

Üçüncü konu, çok özet olarak ele alıyorum konuları, kamu ihale yasasına çeki düzen vererek yerelde açılan ihaleler üzerinden gerçekleşen yolsuzlukları engellemektir

Dördüncü ve en önemli konu ise Anayasa’nın yedinci maddesinde çok iyi çerçevelenmiş bir değişiklik yaparak yerel seçilmiş meclislerin yerel vergi salabilme yetkisinin tanınmasıdır: Bu konunun, yerel meclislere tanınacak vergi salma yetkisi yerel vergi ile iyi sınırlandırılır ise federal bir sisteme geçme adımı ile uzaktan yakından alakası olmayacaktır; unutmayalım ya da inceleyelim. Anayasanın 73. Maddesi verginin yasallığını düzenlerken yedinci madde de yasama tekelini TBMM’ye bırakmakta ve böylece yerel meclisler yerel vergi salamamaktadırlar. Ama bu durum yerel yönetimleri bir anlamda anlamsız kılmakta, mesele rant yaratma ve bölüştürmeye indirgenmektedir, bütçe anlamında da merkezin kontrolüne sokmaktadır (Anayasa Madde 127).

CHP şayet bu çok önemli düzenlemeleri TBMM’ye taşımaktan ve AKP’yi de bu yönde oy kullanmaya zorlamaktan imtina eder, eski düzenin sürmesini tercih ederse bu durum CHP’nin de AKP’lileşmesi yani sonu anlamına gelebilir.

AKP şayet CHP’nin bu alanlarda getireceği değişiklikleri engellerse bu durum da AKP’nin yolsuzluk vazgeçilmezliğini seçmene iletmek, sunmak, göstermek için mükemmel bir imkan olacaktır.

Ancak, bir mesele daha var, CHP içinden ve çevresinden birilerinin “bu düzenlemeleri yapacak isek yerel yönetimleri neden aldık?” sorusunu da soracağına emin gibiyim.

Siyaset, yerel siyaset rant yaratma ve bu rantı üleştirme yeri olmamalıdır.

Kaynak: Ahval

39