Ana Sayfa Bilim Teknoloji, Dünya, instant articles, Sağlık 4 Ocak 2019 584 Görüntüleme

Türk Bilim Kadını Gözde Durmuş, Kanseri son derece ucuz ve kolay yöntemle teşhis eden bir buluş gerçekleştirdi.

Türk Bilim Kadını Gözde Durmuş, Kanseri son derece ucuz ve kolay yöntemle teşhis eden bir buluş gerçekleştirdi.

1 dolara 1 damla kanla kanser teşhisi

Etrafımızı saran savaşlar, yıkımlar, acılar erkek dünyasının eseri desem çok mu haksızlık etmiş olurum. Bugün 8 Mart… Bir kadın yazarın bugün azıcık da olsa haksızlık etme hakkı olsun. Ve erkek dünyasının ölümü yüceltmesine inat, her gün her gün, güneşin doğuşu gibi, “elini bir suya koyar gibi”, öylesine sıradan ve öylesine mucizevi şekilde yaşamı yeniden dirilten kadınları anlatma hakkı da…

Bence bütün kadınlar kahraman. Yerle bir olmuş ülkesinden bilmediği topraklara göç ederken çocuklarına vatan olan da, plazaların ışıltılı pencereleri arkasında bir toplantıdan diğerine topuklarına aldırmadan koşan da, üç kuruşluk bütçesiyle mükellef sofralar donatan da… Bunların hepsi biziz!

Ve bunlar da biziz: Sabancı Vakfı tarafından düzenlenen ‘Hayata Yön Verenler”, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde tanışma fırsatı bulduğumuz dünyanın derinliklerinde, karadeliklerde yaşamı arayanlar, 1 dolarlık tanı kitiyle kanseri yakalayıp yaşama umut verenler, savaş alanlarında yaşama objektif tutanlar da. Dr. Gözde Durmuş gibi…

Genetik doktoru Gözde Durmuş, öğretim üyesi olduğu Amerikan bilim çevrelerinde O’na dişi Aziz Sancar diyorlar. Daha 31 yaşında, farklı disiplinleri buluşturan araştırmalarıyla biyoteknoloji alanında dünyanın önde gelen dahileri arasında gösteriliyor.

Özellikle akciğer ve meme kanseri alanında yaptığı buluşlarla Nobel yolunda ilerlediğine inanılıyor. 2003’te Orta Doğu Teknik Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nde eğitimine başlamış. Daha lisans eğitimi sırasında Harvard Tıp Fakültesi’nde önemli araştırmalarda bulunmuş. Durmuş’un araştırmaları kanser ve antibiyotik direnci gibi dünyayı tehdit eden sağlık problemlerinin erken teşhisinde uygulamaları üzerine yoğunlaşmış. Meme kanserinin erken teşhisini kolaylaştıracak, maliyetinide de ciddi anlamda düşüren bir teknoloji geliştirmiş. Aynen şeker ölçüm cihazına benzeyen bu alete kanınızı veriyorsunuz, kandan vücudunuzda kanser hücresi olup olmadığı ölçülüyor.

Durmuş bu icad sayesinde, 1 sent’e alınabilecek bir testle yakın gelecekte herkesin evde kendi kendine kanser teşhisi koyabileceğini anlattı.

Biyopsiye gerek yok

– Tam olarak ne üzerinde çalıştığınızı öğrenebilir miyim?

Stanford Üniversitesi’nde özellikle akciğer ve meme kanserini kandan teşhis etmeye yönelik çalışmaları tamamladık, Hücrelerdeki biyolojik değişikleri çok hızlı, basit ve düşük maliyetli bir şekilde tespit edebilen bir mikroçip teknolojisi icad ettik.

Akciğer başta olmak üzere kanser teşhisinde biyopsi alınıyor. Bu ağrılı, ameliyat gerektiren ve de pahalı bir süreç. Geliştirdiğimiz manyetik mikro çip kanserli hücreyi, manyetik özelliklerine göre ayrıştırmanın yolunu buldu.
Hedefim büyük sağlık sorunları için basit çözümler getirebilmek. Bu aletle her hücrenin kendine has bir manyetik özelliği olduğunu gösterdik. Örneğin, kırmızı kan hücresi, beyaz kan hücresi, kanser hücresi ve bakteri hücresi; hepsinin kendine özgü bir manyetik hassasiyeti var.

Bu ölçümler, basit bir kan testiyle kanda nadir görülen hücreleri (örneğin; kanser hücresi) ayırt etmek; hücrelerin ilaçlara ya da antibiyotiklere hasiyetini çok hisli bir şekilde taramak için kullanılıyor. Bu aleti plastik ve mıknatısları adeta “Lego” gibi bir araya getirerek kolayca üretilebiliyoruz. Çok ucuz, portatif ve kullanımı çok basit bu teknoloji, biyoloji ve tıp dünyasında farklı birçok alanda kullanım potansiyeline sahip.

Bu teknolojinin en büyük uygulama alanı kanser tarama, erken tanı ve seyri üzerine. Geliştirdiğimiz manyetik mikroçip sayesinde basit bir kan testiyle milyarlarca kan hücresi arasından çok nadir görülen bu kanserli hücreleri 20 dakika tespit edebildiğimizi gösterdik. Böylelikle, biyopsiye gerek kalmadan yapmadan, yakaladığımız kanser hücrelerinin hem tipini hem de genetiğine bakıp hastada hangi mutasyonların olduğunu anlamamız mümkün olacak.

Aynı zamanda, bu kanser hücrelerine karşı hangi ilaçların etkili olduğu daha çabuk saptayabileceğiz.

Birkaç yıl içinde raflarda

Manyetik cihaz ne zaman kullanmaya başlanacak? Tıp dünyasında böyle testlere“Sıvı biyopsi” deniyor, sıklıkla yapılabilen, gerektikçe de tekrarlanabilen daha hisli ve ağrısız bir yöntem. Böylelikle, hastaların ve hastalığın seyrinin sürekli takibini kolaylaştırıp; doğru ilaçla tedavi edilme şansını arttırabilir. Stanford Tıp Fakültesi hastaneleriyle ortaklaşa klinik çalışmalarla geliştirdiğimiz alet deneniyor. İyi sonuçlar alıyoruz. Silikon vadisinde bir start-up aşamasındayız. Gerekli onayları aldıktan sonra, geliştirdiğimiz bu kolay ve ucuz testin, birkaç yıl içinde hastaların kolayca ulaştırılmasını sağlamak istiyoruz.

20 DAKİKADA TANI

– Manyetik mikro çipin maliyeti ne kadar oldu? 

1 dolar.

– Biyopsi ile teşhisin maliyeti nedir? 

Amerika’da 20 bin doları buluyor.

– Buluşunuz neye yol açacak? 

Bu alet basit bir kan testi ile erken tanı ve hastalığın seyrini kolaylaştıracak. Bu arada her hastanın kanser hücresi farklı, bu aletle aynı zamanda kandan ayrıştırılan kanserli hücrelerin hem tipine hem de genetiğine bakıp hasta da hangi değimlerin olduğu anlaşılabiliyor.
Aynı zamanda da bu kanser hücrelerine karşı hangi ilaçların etkili olabildiğini anlama imkanı verdiğinden hastaya tedavi kürünün hazırlanmasında kolaylık sağlayacak.

Süper bakterilere karşı

– Antibiyotikler üzerinde de çalışıyorsunuz? 

Bu aletin başka bir kullanım alanı ise, antibiyotik duyarlılık testinin suresini birkaç günden bir saate düşürebilmesi. İlkokulda 3 yıl boyunca idrar yolu enfeksiyonundan çok çektim. Vurulmadığım iğne, kullanmadığım antibiyotik kalmadı. Testler için de sürekli hastaneye gitmemiz gerekiyordu. O yüzden, antibiyotik direncini önlemeye yönelik bu uygulama alanı benim kişisel olarak da çok tutkulu olduğum bir konu. Hastanelerde su anda kullanılan tekniklerle enfeksiyonlar için doğru antibiyotiğin bulunması birkaç gün sürüyor, bu sure zarfında da hastalar geniş spektrumlu antibiyotiklerle tedavi ediliyor. Fakat, bu antibiyotiklerin yanlış ya da gereksiz olma riski ise yüzde 50. Ayrıca, bu durum son yıllarda herkesin korkulu rüyası haline gelen antibiyotik direncinin ve tedavi edilmez bulaşıcı hastalıkların yayılmasında en büyük etkenlerden biri. Geliştirdiğimiz bu teknolojiyle bakterilerin antibiyotiklere olan dirençlerini 1 saat içerisinde tarayabiliyoruz. Bu sayede, enfeksiyonun tedavisi için en doğru antibiyotiği bulmak için “günler süren” testleri “1 saate” düşürebiliyoruz.

Bir bilim insanı olarak en büyük hayalim ve hedefim, geliştirdiğimiz teknolojilerin laboratuvar ortamından transfer edilerek direk hastalar üzerinde uygulanabilmesi, bir hastanın derdine derman olması. Uzun vadede bir yandan bilimsel çalışmalarıma devam ederken diğer yandan da herkesin ucuz ve kolay bir şekilde bu yeni teknolojilere erişimini sağlayıp, geniş kitlelere sağlık teknolojilerini ulaştırmak istiyorum

Bulduğumuz test yanlış antibiyotik kullanımını azaltacak. İnsanlığın en büyük korkulu rüyası kanserden sonra antibiyotiğe dirençli süper bakteriler. Geliştirdiğimiz bu aletle aynı zamanda antibiyotik direnç testi de yapıyoruz. Alet bir saat içimde hasta için en doğru antibiyotiği tespit edebiliyor. Amacım antibiyotik direncinin dünya çapına yayılmasına engel olmak.

******

MIT’nin başarı listesine giren iki Türk bilim kadını: Dr. Gözde Durmuş ve Dr. Canan Dağdeviren

Yüksek eğitim için Avrupa ve Amerika’ya giden kızlarımızdan bir bir başarı haberleri geliyor. Onlardan olan Dr. Gözde Durmuş ve Dr. Canan Dağdeviren Gazete Habertürk’ten Ümran Avcı’nın sorularını yanıtladı

Osmanlı’da erkekler için Tanzimat yıllarından itibaren açık olan Avrupa’da eğitim kapısı, II. Meşrutiyet ile birlikte kız öğrenciler için de aralandı. Gayrimüslim kızların Fransa’ya gönderilmesinin ardından Türk kızları da Avrupa’daki okullarla tanışmaya başladı. Öğrenciler, Avrupa’da öğretmenlik, tıp, resim, müzik gibi alanlarda eğitimler aldı. Ancak bu konu ilk başlarda ahlaki çöküntü ve Avrupa’dan yüksek tahsille dönen kızların kendilerine uygun eş bulamayacakları kaygısıyla epey endişe yarattı. Zamanla düşünceler değişti, şimdilerde ise yüksek eğitim için Avrupa ve Amerika’ya giden kızlarımızdan bir bir başarı haberleri geliyor. Dünyanın en iyi üniversitelerinden Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) tarafından hazırlanan Technology Review Dergisi’nin, “35 Yaş Altı 35 Yenilikçi, 2015” listesine giren Gözde Durmuş (30) ve Canan Dağdeviren (30) kat ettikleri uzun yolu ve başarılarının sırrını anlattı.

DR. GÖZDE DURMUŞ: İLK DENEYLERİMİ AĞABEYİMİN ÜZERİNDE YAPTIM

BİYOMÜHENDİS Dr. Gözde Durmuş, ABD Stanford Üniversitesi Gen Teknolojileri Merkezi’nde hücre üzerine çalışıyor. Durmuş’un da adını yazdırdığı MIT Technology Review Dergisi’nin “35 Yaş Altı 35 Yenilikçi” listesi, 1999 yılından beri yapılıyor. Aynı listede daha önce Google’ın kurucuları Sergey Brin ve Larry Page ile Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg de yer almıştı. Dr. Durmuş, başarı öyküsünü şöyle anlatıyor…

– Amerika’ya gidiş hikâyenizden başlayalım mı?

İzmirliyim. Annem fen bilgisi öğretmeni, babam makine mühendisi, ağabeyim de endüstri mühendisi. Bilimle uğraşma fikrini küçükken ailem, özellikle annem teşvik etti. Kendisi bilmiyor ama ilk deneylerimi de ağabeyimi iyileştirmek için yapmıştım. Grip olduğunda içtiği suya biraz limon kolonyası ekleyip mikropları öldürebileceğimi düşünmüştüm. Bilime ve genetiğe olan merakım ortaokuldayken İnsan Genomu Projesi’nin tamamlanmasıyla daha da pekişti. 2003 yılında ODTÜ Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nde eğitimime başladım. Üçüncü sınıf yaz tatilinde Harvard Üniversitesi’nde doku mühendisliği üzerine araştırmalar yapmak için staja gittim. Fulbright bursunu kazanarak yüksek öğrenimim için Amerika’ya geldim. Brown Üniversitesi’nde biyomedikal mühendisliği bölümünde doktoramı bitirdim. 2014’te ise Stanford Üniversitesi’nde doktora sonrası araştırmacı olarak göreve başladım. Şu anda çalıştığım araştırma merkezi, İnsan Genom Projesi’nin tamamlandığı laboratuvarlardan birisi. Genetik bölümünü seçmemde ilham olan bir bilim adamıyla çalışıyor olmak hem çok gurur verici, hem de çok güzel bir tesadüf oldu.

– Neden yurtdışını tercih ettiniz?

Amerika’ya eğitimim için gelmek küçüklüğümden beri hayalimdi. Hayallerimin peşinden geldim. Bilimin bence lideri konumunda, vizyon da çok geniş. Türkiye’de imkânların olduğu üniversitelerde bilim yapılabiliyor, güzel işler çıkıyor, imkân ve yeterli tesislerin olmadığı yerlerde ise işler çok yavaş ilerliyor.

– MIT’in listesinde adınızı görmek neler hissettirdi?

Çok büyük bir onur. Daha önce bu ödüle seçilmiş insanların ortak noktası, ilerleyen yıllarda kariyerlerinde büyük başarılara imza atmış olmaları. Bu isimlerle aynı listeye seçilmek ve çalışmalarımın çığır açan ve dünyayı değiştirebilecek teknolojiler arasında seçilmesi gurur verici. Benim için de büyük bir motivasyon kaynağı.

– Sizi “yenilikçi” sınıfına sokan çalışmanız nedir?

Sağlık probleminin teşhisi ve tedavisinde kullanılan teknikler ne yazık ki yetersiz. Hastanelerin çoğunda antibiyotik tarama testi için hâlâ 1960’lı yıllarda geliştirilen tahlil yöntemleri kullanılıyor. Hedefim büyük sağlık sorunları için basit çözümler getirebilmek. Stanford Üniversitesi’nde hücrelerdeki biyolojik değişikleri çok hızlı, basit ve düşük maliyetli bir şekilde tespit edebilen bir teknoloji geliştirdik. Bu aletle her hücrenin kendine has bir manyetik özelliği olduğunu gösterdik. Plastik ve mıknatısları adeta “Lego” gibi bir araya getirerek bu aleti kolayca üretebiliyoruz. Fiyatı çok ucuz, 1 dolar. Dünyanın en iyi bilim dergilerinden Science ve New Scientist bu çalışmayı internet sitelerinden duyurdu.

– Peki, bu proje hangi alanlarda kullanılacak?

En heyecan verici kullanım alanlarından biri antibiyotik duyarlılık testinin süresini birkaç günden bir saate düşürebilmesi. Diğer büyük uygulama alanı ise kanser. Bu aleti kullanarak basit bir kan testiyle milyarlarca kan hücresi arasından çok nadir görülen kanserli hücreleri 20 dakikadan az bir sürede tespit edebildiğimizi gösterdik. Kandan ayırdığımız bu hücrelerin farklı ilaçlara karşı nasıl davrandıklarını da bu “sıvı biyopsi” teknolojisi sayesinde hızlıca tespit etmemiz mümkün. Kanserle ilgili çalışmalarımız Stanford Tıp Fakültesi hastaneleriyle ortaklaşa klinik çalışmalarla deneniyor. Kanser hastalarından alınan örneklerden kanda dolaşan kanserli hücre sayısını tespit ediyoruz.

– Gençlere tavsiyeleriniz neler?

Kısa ve uzun vade için hedefler koymak çok önemli. Önerim çalışmak istedikleri alanları iyi belirlemeleri ve pes etmeden çalışmaları. Büyük buluşlar farklı konularda çalışmış kişilerin, zor sorulara farklı bir bakış açısı getirmesiyle mümkün oluyor. Kendilerini entelektüel olarak zorlayan ortamlara girmelerini önenirim. Einstein’ın da dediği gibi “Hayal gücü bilgiden daha önemlidir.” Bütün büyük işler, buluşlar bir hayalle başlıyor.

– Bundan sonraki hedefiniz nedir?

Kısa vadedeki amacım, kanser alanındaki klinik çalışmalarımızı tamamlayıp, teknolojimizi kanser hastalığının erken teshisi ve seyrini kolaylaştırmak için uygulamak. Yeni tıbbi buluşları hastaların evlerinde bile sürekli kendilerini monitör edebilecekleri hale getirmek ise en büyük hayalim.

DR. CANAN DAĞDEVİREN – İKİNCİ BULUŞ TEYZE VASİYETİ İÇİN 

SABANCI Üniversitesi’nden mezun olan Dr. Canan Dağdeviren, doktorasını 2009 yılında ABD Illinois Üniversitesi’nde malzeme bilimi ve mühendisliği üzerine yaptı. 2014’ten beri Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) görev alan Dağdeviren, tarihte en çok referans edilmiş mühendis olan Robert Langer ile çalışıyor. Canan Dağdeviren, aynı zamanda, Harvard Üniversitesi Genç Akademi Üyeliği’ne Türkiye’den seçilen ilk bilim insanı.

MIT tarafından hazırlanan dergide, “Mucitler” başlığı altındaki 9 isimden biri olan Dağdeviren, Forbes Dergisi’nin de “30 Yaşından Küçük 30 Bilim İnsanı” listesine adını yazdırmayı başardı. Parkinson ve farklı beyin hastalarına yardımcı olacak giyilebilir kalp pilinin mucidi olan Dağdeviren, “Bilim insanları doğadan etkilenir. Ama ben ailemin hastalıklarından etkilendim. Moral bozup oturmak yerine harekete geçiyorum, travmalarımdan aletler tasarlıyorum” diye konuşuyor.

– Eğitim için neden yurtdışına çıktınız?

Burada kullandığımız malzemeler ve aletler Türkiye’de de var. Olmayan şey, bilimsel farkındalık, bilime ayrılan bütçe, mantıksız var olan kalıplaşmış düşünceler. Fakat memleketimiz için umutsuz değilim. Bilimin politikası yapılmaz ama stratejisi olur. Bilirkişilerin oluşturduğu stratejiler ile yavaş ilerleyen temel bilimlerin önü açılabilir. Yatırım konusuna hiç girmeyelim. Bilim ve teknolojiye maddi destek ayırmayan ülkeler için gelişmek söz konusu değil.

– Türkiye’de kalsaydınız Forbes’ın listesine girebilir miydiniz?

30 yaşıma kadar yaptığım tüm projeleri Türkiye’de de yapardım ama gücümün büyük bir bölümünü insanları ikna etmek, araştırma için para bulmaya çalışmak, var olan aletleri kullanabilmek için sayısız üniversite arasında mekik dokumak için harcardım. Bilim yapmak zaten kendi başına zor. Motivasyonumu sağlam tutmak için kendimi epey yormam gerekirdi. Zamanında bunların hepsini yaptım, çok iyi biliyorum. Türkiye’nin bilim ve teknoloji alanında kendine yeni yol çizmesi gerekiyor. Bir de bilimin ne demek olduğunu anaokulundan itibaren anlatmaya başlamak lazım.

– Nasıl bir tempo içinde çalışıyorsunuz?

İyi bir koşucuyum ve benim bu çılgın alet tasarımlarım genellikle sabah 6’daki koşularım sırasında ortaya çıkıyor. Yoğun bir tempom var. Konferans ve seminerler için çok seyahat ediyorum. Deneylerim genelde çok uzun sürüyor. Günün yarısından fazlasını laboratuvarda geçirdiğim oluyor. Başarımın nedenini yaşamayı ciddiye almama bağlıyorum. Hayallerimin peşinden tutkuyla koşuyorum. Yaptığım işe olan inancım ve insanlığa verdiğim hizmet motivasyon kaynağım. İddialı ve inatçı olmam da yapacaklarıma ivme kazandırıyor. Akademik kariyerimin yanında sevgileri yarına bırakmadığım sosyal bir hayatım var.

– Şimdi ne üzerine çalışıyorsunuz?

Parkinson ve farklı beyin hastalarına yardımcı olabilmesi için iğne şeklinde bir pil yapıyorum. Geçen hafta maymunlar üzerindeki denemeler çok başarılı sonuçlandı. Çok heyecanlı ve umutluyum. Yakın zamanda çok sevdiğim teyzemi meme kanseri nedeniyle kaybettim. Kendisine söz verdim, beyin projemden sonra meme kanserinin erken teşhisi üzerine yoğunlaşacağım. Alet tasarımı tamamlandı sayılır. Benim için bilim ile uğraşmak demek, sonsuz aşk demek, tutku demek, hayattaki en hakiki mürşit demek. İnsanlığa sunulan karşılıksız hizmet demek. O nedenle bu işi nerede yaptığınızdan ziyade ne için yaptığınız önemli. İşim gereği, yerleşik hayata geçeceğimi sanmıyorum.

– Gençlere neler önerirsiniz?

Pes etmemelerini öneriyorum. Tutku, aşk ile hayal ettikleri, yapmak istedikleri şeye sarılsınlar. Soru sormalarını, hayal kurmalarını, plan yapmalarını, literatürü taramalarını, mümkün olduğunca kendilerinden farklı insanlarla iletişim içinde olmalarını tavsiye ederim. Hayat başkalarının fikirlerini takip etmek için çok kısa. Risk alsınlar ve istedikleri şeyi yapsınlar.

‘TÜRKLERİN YAPTIĞI İŞLERİN KALİTESİ HARİKA’

– Yurtdışında olmak duygusunu konuşmak istiyorum. Önyargılar, avantajlar, dezavantajlar?

Amerika’daki Türklerin yaptığı işlerin kalitesi harika. O nedenle, ilk tanışmada Türk olmak avantaj; sonrasını siz kendi karakterinizle şekillendiriyorsunuz. Fakat kadın olmak dünyanın her yerinde ne iş yaparsanız yapın zor. Maalesef mücadele, hayatımızın bir parçası. Fakat kadın demek özgür olmak demek, pes etmeyecek kadar ‘delikanlı’ olmak demek.

43